Türk Hukuk Dilinin Tarihsel Gelişimi ve Dil Bilgisi Üzerine

Hukukun münhasır dili vardır ve sürekli olarak; kanun, yönetmelik, içtihatlar, doktrin vb. ile oluşturulur ve geliştirilir. Ancak dilbilgisi geriye atılabilmektedir. Bu çalışmamızda Türk hukuk dilinin gelişimini inceledik.10 min


73

Hukuk dili, gerek söz varlığı gerekse söz dizimsel örgüsü itibarıyla yazı dilinin en ağır, en seviyeli ve en karmaşık türünü oluşturmaktadır. Bunun nedenleri arasında, bu dilin tarihsel geçmişi ve gelişimi, sahip olduğu derin kültürel arka plan ve hukuk sitemimizin dayandığı karmaşık hukuksal altyapı sayılabilir. Bu açıdan bakıldığında, Türk hukuk dilinin hem çok eski bir geleneğe sahip olduğunu hem de çok az değişen bir yapısı olduğunu söylemek mümkündür.[1] Ancak belli dönemlerde uygulanan dil planlamaları kapsamında belli değişiklikler olsa da, genel olarak dilin değişimi dikkate alındığında, hukuk dili birçok açıdan “tutucu” bir dil olarak kabul edilebilir.[2]

1- ORTA ASYA TÜRKLERİ DÖNEMİ

Türklerin hukuk tarihi İslam’dan önceki devirlere gider. Hunlar ile tarihi dönemi başlayan, Göktürkler ve Uygurlarla devam eder. İlk örnek Orhun yazıtlarıdır ki Göktürklerin devlet teşkilatı hakkında bize bir hayli bilgi verirler. Uygurlar ise 9-14. yüzyıllar arasında ciddi bir kültür üretmişler ve işlek bir hukuk dili de geliştirmişlerdir. Töre, yusun, yang gibi kelimeler de hukuku veya hukukun bazı bölümlerini ifade etmek için İslamdan önceki devirde dilimizde kullanılan sözlerdir. Osmanlıların daha sonra “kanunname” dediklerine, Kıpçak Türkçesinde “töre bitigi” denilmiştir. Bunun yanında örnek olarak şunlar gösterilebilir:

  • Uygurlarda “Toprak Satım Sözleşmesi” örneği (sadeleştirilmiş):

“Koyun yılı, birinci ay(ın) ilk gününde, ben Kara ve Yig Bürt’e kullanılmak için mal gerek olup başka vereceğim olmadığı için batı tarafındaki tarlada, Kazı Kitrinde ağabeyim Kançuk ile ortak 3 şıg yerimi, adı Kutluk Taş (olan kişiye) doğrudan sattım. Satış quanpusu için şöyle konuştuk: 325 quanpuya anlaştık. Bu senedi yaptığımız günde, ben Kutluk Taş 325 quanpuyu hiç eksiksiz tamamen sayıp verdim. Ben Yig de tamamen sayıp aldım. Bu yerin sınırını kuzey tarafta su kanalı ayırır. Bu dört sınırlı yere bin yıl on bin güne kadar Kutluk Taş sahip olsun. İsterse kendisi ekin eksin, istemezse başka kişiye bırakıp satsın. Tanık Beg Er Sangun, tanık Bönge, tanık Süngüş. Bu damga ben Yig Bürt’ündür.”[3]

  • Uygurlarda “Trampa/Takas Sözleşmeleri” (sadeleştirilmiş):

“… …Virya Açari Karşa… …almış Pwzk’n … aydınlık yüselen manastıra … manastıra ait … Yitmiş Kaya Açari’ye verip … aşağıdaki sebze bahçesinin ortasındaki kayalığı … Açari, Virya Açari alıp değiş tokuş yapıp … -nin ortak bahçesi(?) ayırır. Bu dört sınırlı yere Öküş Kaya, Açari, Yitmiş Kaya Açari sahip olsun. İsterse kendisi (elinde) tutsun, istemezse başka kişiye bırakıp satsın İtiraz edip geri satın alayım derlerse bu yer dengince iki yeri Öküş Kaya Açari, onlara hazırlayıp satın alıp versinler. Tanık Kıtay Bürt, tanık Ozmış, tanık Öğrünç Kaya, tanık Kotana. Bu damga biz Karşa Açari’nin, Virya Açari’nindir. Ben İneçük sorup yazdım.”[4]

  • Uygurlarda “Kira Sözleşmeleri” (sadeleştirilmiş):

“Tavuk yılı, ikinci (ayın) onuncu gününde, bana; Bay Temür’e pamuk ekmek için yer gerek olup Temiçi’nin bu suyun karşısındaki bağını on teng pamuk karşılığında kiraladım. Bu on teng pamuğu güz gününde başıyla ucuyla (tamamiyle) vereceğim. Bu bağın her ne kalanı, kavıtı olsa ben Temiçi sorumlu olacağım. Bay Temür sorumlu değil. Tanık Nom Kulı, tanık Bulat. Bu nişan ben Temiçi’nindir. Ben Temiçi de yazdım.”[5]

  • Uygurlarda Ariyet (Kullanma Ödüncü) Sözleşmeleri (sadeleştirilmiş)

“At yılı, ikinci (ayın) yirmi sekiz(inde) bana; Kayımtu’ya işleyip geçinmek için bağ gerek olup Mısır’ın Sökü’deki bağını aldım. Bu bağı anız (boş tarla) tutsam, berim alım gelse ben Mısır sorumluyum, Kayımtu sorumlu değil. Tanık Bek Buka, tanık Elçi. Bu nişan, ben Mısır Kaya(nın)dır. Ben Kayımtu Mısır’a sorup yazdım.”[6]

2- OSMANLI DÖNEMİ

Osmanlı ve İslam Medeniyetleri açısından ise Halil İnalcık’ın söylediği gibi, “Milletimiz Uygurlar zamanında büyük bir dil yaptılar, Müslüman olunca onu bıraktılar. Bu sefer Arapça ve Farsçadan da alarak Osmanlıca gibi muazzam bir dil yarattılar, onu da Cumhuriyetle bıraktılar. Şimdi üçüncü kez yeni bir dil yapıyoruz. Arapça ve Farsça ağırlıklı terimler yerleşmiştir.

Medreselerde eğitim Arapça yapılmakta, fıkıh kitapları Arapça yazılmaktaydı. Bu sebeple eski hukuk dilimizin ana kaynağı Arapça iken Halk Türkçe konuştuğu için mahkemelerde yargı dili Türkçeydi. Bu nedenle mahkeme defterleri, fetvalar, kanunnameler çoğunlukla Türkçedir: Trabzon mahkeme defterinden, borç ikrarı kaydı içeren, bir örnek şöyledir: 

“Vech-i tahrîr-i hurûf budur ki bâzârda dellâl olan Başcıoğlı Mehmed nâm kimesne meclis-i şer‘a gelüp işbu bâ‘isü’t-tahrîr Mevlânâ Tayyiboğlı Musliheddîn’den Kâsım Beg vakf akçasından iki sikke-yi filori alup kabzeyledüm diyü ikrârı mezkûr Musliheddîn talebi ile kayd-ı sicill olındı..Tahrîren fî evâsıt-ı Muharremü’l-harâm sene 972.” (18-28 Ağustos 1564)

3- TANZİMAT DEVRİ

Tanzimat Devri’ne gelindiğinde ise Fransa’dan yeni kanunların ve hukuki müesseselerin alınmasıyla hukuk dilinde bir canlanış olduğu söylenebilir. Avrupadan gelen kelimelere karşılıklar aranıp bulunmuştur. Bu devirde medeniyet, mukavelat muharriri (daha sonra katibiadl), muhami, müddeiumumi (savcı), muvazene (muvazene kanunu), gibi terimler sivilasyon, noter, avukat, procureur général, budget kelimelerine karşılık bulunmuştur. Bunlar gibi Temyiz Mahkemesi Yargıtay, Devlet Şurası Danıştay, Muhasebat Divanı Sayıştay yapıldı.[7]

Türkçeleştirme çabaları neticesinde hukuk dilinin söz varlığında Türkçe lehine büyük değişim yaşandığı bir gerçektir. Bu değişim yaşanırken, dilin gerçekleri, doğal gelişimi ve bilimsel veriler dikkate alınmadan çok sayıda yeni kelime türetildi ve bu kelimeler kullanıma sunuldu. Ancak o dönemin şartlarında kabul görmedi. Mesela; Hey’et-i Umûmiye (Meclis Genel Kurulu) için önerilen kamutay kelimesi ve bunun şekilde üretilen; Sigorta: sağındırma, vazife: düşerge, avukat: savbakan, savgüden, mal: büyüm, ehliyet: erkinlik cinayet: kıya, kanunu medeni: soysal kod, karar: bilik, kollektif şirket: kubaşık ortaklık, kommandit şirket: üneşik ortaklık, rey: fikir ses ve hatta borçlar kanunu: bağlamlar kodu gibi fazla zorlama kavramlar kabul edilmeyen çeviri önerilerinden bazılarıdır.

Buna rağmen 1940’lı yıllarda aynı ideolojik endişelerle ve bilimsellikten uzak yaklaşımlarla türetilen birçok yapay kelime de vardır ve bunlar “kamutay”ın aksine daha sonraki yıllarda kabul görmüştür. Bunlara örnek olarak; Yargıtay, Danıştay, kurultay, tüzük, bağıt, yargıç, görev, ödev, söylev, uyruk, yasama, egemenlik verilebilir. Yine aynı dönemde, geçerli dil kurallarına uygun olarak türetilen ve belli ölçüde yapaylıktan uzak olan kelimeler de türetilmiş ve konuşucular tarafından algılanmaları ve kabul edilmeleri daha kolay olmuştur. Örneğin zamanaşımı (mürûr-u zaman), Yüce Divan (Dīvān-ı Ālī), sıkıyönetim (idāre-i örfî), kamusalllaştırma (istimlak) dokunulmazlık (ma’sūniyet), bilirkişi (ehl-i vukūf), seçme hakkı (hakk- ı hıyār) bunlardan bazılarıdır.

Tanzimat’tan sonra, özellikle basın dilinin geniş halk kitlelerince anlaşılırlığını artırmak amacıyla başlatılan reformlar, yazı dilinde bir standart kaymasına yol açtı.[8] Dil ilişkileri konusunda araştırmalar yapan ünlü Türkolog Johanson’un kopyalama modeline göre, bir dil etkileşmesinde, sosyal açıdan üstün olan bir dilin belli ögelerinin sosyal yönden zayıf olan bir dile kodlanması esasına dayanmaktadır. Buna göre, genel ve seçilmiş olmak üzere 2 tür kopya söz konusudur. Genel kopyalarda, kopyalanan unsur bir dilden başka bir dile olduğu gibi, yani “blok” olarak aktarılır. Örneğin mahallî, karar, hüküm, talep, kanun. Seçilmiş kopyalarda ise, bir dilden başka bir dile kopyalanan unsurun belli yapısal özellikleri, yani işlevsel içeriği aktarılır. Hukuk dilinde bu teknikle kopyalanmış çok sayıda kelime vardır. Örneğin gönderme (Osm. atıf), zoralım (Osm. müsādere), atılı suç (Osm. ma’tūf cürüm), bakan (Osm. nāzır), oturum (Osm. ikāmetgāh).

 4- CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEM

Tanzimat ile Cumhuriyet arası dönemde getirilen günümüz hukuk dilindeki yabancı kökenli söz varlığını irdeleyelim:

  • Genel kopyaların dışında, dil bilgisel birimler de kopyalanmıştır. Bunlardan biri, Arapça bilâ ön takısıdır ve bu, isimlerin önüne gelerek onları olumsuzlaştırır. Örneğin bilâ istisna ‘istisnasız’, bilâ tebliğ ‘bildirim yapılmaksızın’, bilâ infaz ‘[cezayı] yerine getirmeksizin’, bilâ faiz ‘faizsiz’, bilâ ikmal ‘tamamlanmadan’.
  • Bazı kelimeler, Arapça -āt çokluk eki almış biçimiyle karşımıza çıkmaktadırlar. Örneğin ilamāt ‘ilamlar’, iradāt ‘gelirler’, ihtarāt ‘uyarılar’.
  • Arapça -an eki almış zarflı yapılar yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin takdiren ‘takdir olarak’, re’sen ‘kendiliğinden, def’aten ‘bir defada’, şifahen ‘sözlü olarak’, neseben ‘soy olarak’, sehven ‘yanlışlıkla’, neticeten ‘sonuç olarak’, rızaen ‘rızasıyla’.
  • Batı dillerinden 1950’li yıllardan bu yana kopyalanan sınırlı sayıda kelime de hukuk dilinde varlığını sürdürmektedir. Örneğin avukat, ipotek, garanti, noter, done, kontrol, aktif, pasif, riziko, rapor, baro, ekspertiz, otopsi, stajyer. Ve bunun yanında Latince olumsuzluk bildiren ön takı edatı (a-) alan kelimeler de vardır. Örneğin atipik ‘tipik olmayan’.

5- CUMHURİYET SONRASI DÖNEM

Dil Devrimi’nden sonraki süreçte de diğer bilim ve ihtisas dallarında olduğu gibi hukuk alanında da dilin ve terimlerin Türkçeleştirilmesi yoluna gidilmiştir. Bu amaçla 1934 yılında yabancı kökenli hukuk terimlerine karşılık olarak yaklaşık 160 yeni terim türetilerek kullanılmak üzere önerilmiştir[9]Bunlar arasında, bağlılık (tābiyet), bağımsızlık (istiklâl), dış toprak (müstemleke), kural (kaide), kurultay (devlet), öz görüş (nazariye), iç savaş (dâhili harp), zor alma (müsadere), yurtlulaştırma (vatandaşlığı kabul), bağdaşma (misak) sayılabilir.

  • Cumhuriyet Dönemi’ndeki çeşitli çabalar ve uğraşlarla hukuk dilinin ve terminolojisinin Türkçeleşmesi konusunda çok büyük mesafeler alındığı bir gerçektir.[10]Bu Türkçeleştirme çabalarına karşın, günümüz hukuk dilinde yabancı dillerden kopyalanmış çok sayıda terim mevcuttur. Bu terimlerin çok büyük bir bölümü, Johanson’un modeline göre genel kopyalardır ve blok olarak kodlanmıştır. Örneğin müşteki, dava, hüküm, temyiz, tazminat, nafaka. Bunun dışında, seçilmiş kopya türünde kopyalanmış çok sayıda terim de vardır. Örneğin zaman aşımı (mürūr-u zamān), anayasa (teşkilāt-ı esāsiye), kanun koyucu (vāzi-i kānūn), tanık (şāhid), tanıma (teşhis), emredici hüküm (hükm-i āmir), başvuru (mürāca‛āt), yürürlüğe girmek (meri olmak), kamuoyu (efkār-ı umumiye- opinion publique).
  • Tüm bunların yanında hiç kopyalanmayan ve değiştirilmeyen Arapça ve Farsçadan yapılan genel kopyalar hâlâ kullanılmaktadır. Örneğin vasi, veli, fiil, fail, ihlal, matuf, istismar, velayet, tensip, tashih, şerh, tebligat, ikmal, infaz, mülakat, nafaka, tazminat, müdafaaname, müessese, mütalaa, lafz, tebliğ, iddet müddeti, ikale, temyiz, cebir, müşteki, müsadere, müdafi, ihtar, infaz, muhakeme.
  • Arapça ve Farsçadan Türkçeye kopyalama artık durmuştur. Bunun yerine, yeni yeni terimler türetilmekte ve kullanılmaktadır. Dolayısıyla hukuk dilinde eskiye nazaran çok sayıda Türkçe terim mevcuttur. Örneğin davacı, davalı, savunma, yargılama, sanık, eylem, içerik, aykırılık, algılama, düzenleme, kovuşturma, soruşturma, oturum.
  • Söz varlığı ve terminolojinin yanında hukuk dilinin önemli bir özelliği de, kendine özgü bir söz dizimsel yapısının olmasıdır: Hukuk dilinde kişisel olmayan ifade biçimi oldukça yaygındır. Dolayısıyla belli cümle tiplerinde, 1. ve 2. teklik kişi ile 1. çokluk kişi pek kullanılmaz. Örneğin Gereğini düşündük yerine hep Gereği düşünüldü kullanılmaktadır. Türkçenin normal söz dizimine ters olan yapılardan bir diğer kullanım da hukuk metinlerinde karşımıza çıkmaktadır; 1. madde yerine Madde 1 kullanılmaktadır. Yahut Bilindiği gibi, metin içinde zarf-fiil ekleriyle oluşturulmuş kelimelerden sonra virgül konmaması gerekir (bk. YK: 36). Bu kurala rağmen, birçok hukuk metninde bu kurala uyulmamakta ve (-y)Ip zarf-fiil ekinden sonra virgül ya da noktalı virgül konulmaktadır. ( … uygun olup, bozulmasını gerektiren…)

 6- YAKIN DÖNEM

Tüm bunlara rağmen hukuk dilindeki tasfiye ve arılaştırma çalışmaları sonucunda bazı eski ve yeni terimler yan yana yaşamasını sürdürmekte ve terim birliği gerçekleşememektedir. Mesela Muris Muvazaası.[11]Oysa hukuk öğretisi hayli zamandır “muris” için daha uzun bir terim kullanmaktadır: “Mirasbırakan”. Yepyeni bir tezde ise Yargıtay uygulamasından gelen bir terimle “Muris muvazaası” yeniden dirilmektedir! Bunun yanı sıra TDK tarafından doğrusunun “Zaman aşımı” olarak yazılan kelime de hukuk terminolojisinde birleşik yazılır bu durumu dirilten yine yargı kararlarının ta kendisi olmuştur.

Yazıyı Üstad Ali Fuad Başgil’in hukuk dilinin sadeleştirilmesi hakkındaki beyanlarıyla bitiriyoruz:

“Tekrar ediyor ve dünya bilginlerini şahit tutuyorum: Dil işi, hükümet ve politika işi ve bir kanun mevzuu değildir. Memleket teşri heyetinin tek taraflı bir görüşle ve hedefi belli olmayan bir politikanın sözcülüğünü yaparak, millet dilini değiştirmeğe hakkı yoktur. İngilizlerin dediği gibi, ‘parlamento her şeyi yapabilir; yalnız kızı oğlan, oğlanı kız yapamaz’ fakat muhakkak ki bir şey daha yapamaz: Millet dilini değiştiremez, memlekette konuşulmayan ve kelimeleri ancak resmi bir ‘sözlük’ yardımıyla anlaşılabilen bir dille kanun yazamaz. Memleket kanununu anlamak için, yalnız halkı değil, münevver okur yazarları bile cepte bir ‘sözlük’ taşımaya mecbur edemez. Hocaları verecekleri dersin ve hâkimleri yazacakları hüküm ilamının kelimelerini ‘sözlük’ten ezberlemeye zorlayamaz. Parlamentonun camiadan aldığı umumi ve milli vekalet, böyle bir salahiyet tazammun etmez (içermez). Parlamentolar böyle bir salahiyeti ancak açık ve neticesi müspet bir referandumla alabilir. Bunun aksini iddia etmek, günün birinde parlamentonun yabancı bir millet diliyle kanun yazmasını ve resmen yabancı bir millet dilini kabul edip bunu memlekette mecburi kılabilmesini de mümkün ve meşru görmek demek olur ki, böyle bir şeyi düşünmek bile abestir.”

Dipnotlar

  • [1] Nurettin Demir – Faruk Yıldırım, “Türk Hukuk Dili Üzerine Araştırmalar II: Söylem Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, (Adana: Çukurova Üniversitesi, 2014), 47-60.
  • [2] İbrahim Ahmet Aydemir, “Türk Hukuk Dili Üzerine Araştırmalar I”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten 58/2 (2010): 19-36.
  • [3] A.Melek Özyetgin, İslam Öncesi Uygurlarda Toprak Hukuku (İstanbul: Ötüken Yayınevei, 2014), 163 
  • [4] Age. s. 187.
  • [5] Age. s. 207
  • [6] Ages . 200 – 201.
  • [7] İbrahim Ahmet Aydemir, Türkçede Zaman ve Görünüş Sistemi (Ankara: Grafiker Yayınları, 2010).
  • [8] İbrahim Ahmet Aydemir, “Türk Hukuk Dili Üzerine Araştırmalar I”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten 58/2 (2010): 19-36.
  • [9] Gürer Gülsevin – Erdoğan Boz, Türkçenin Çağdaş Sorunları (İstanbul: Divan Yayınevi, 2006), 314.
  • [10] İbrahim Ahmet Aydemir, “Türk Hukuk Dili Üzerine Araştırmalar I”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten 58/2 (2010): 19-36.
  • [11] Esra Eviz, Muris Muvazaası (Ankara: On İki Levha Yayınları, 2019).

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

73

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.