Sağlık hukuku, gelişen teknoloji ile birlikte evrilmektedir. Bundan önceki yıllarda daha spesifik sorunları olmakla beraber -örneğin aydınlatılmış onam, hasta ile hekim arasındaki sözleşmenin hukuki boyutu, vs.- bu hususlar günümüzde hukuk doktrininde büyük ölçüde uzlaşmaya varılmış noktalardır. Günümüzde teknolojinin getirdiği yeniliklere de bağlı olarak yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. Bilgilerin, teknolojilere emanet edildiği bu çağda kişisel sağlık verilerinin akıbeti de hukukun çözmeye çalıştığı bir sorun haline gelmektedir.
Öncelikle kişisel veriyi tanımlayalım. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 3’te kişisel veri, “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi” olarak tanımlanmıştır. KVKK uyarınca kişisel veriye, gerçek kişiye ait olma özelliği verilmektedir. Gerçek kişiye aitlik ise Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesinde kişilerin hak ehliyetinin tam ve sağ doğum ile başlayıp ölümle sona erdiği belirtilmiştir.
Kişilik hakları, anne karnındaki ceninin tam ve sağ doğmasıyla kazanılırken; ölüm ile son bulmaktadır. Ölüm dolayısıyla kişiliğin son bulması ile kişisel veriler koruma kapsamından çıkacaktır.
Kişisel veriler, genel nitelikli ve özel nitelikli (hassas) kişisel veri olarak iki gruba ayrılmaktadır. Kişisel sağlık verileri de öğretide hassas kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Hassas kişisel veri, KVKK 6. maddede yer alan “kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir” ifadesiyle tanımlanmıştır. Hassas verilerin işlenmesi Kanun’da öngörülen istisnai haller dışında kişinin açık rızasına tabi tutulmuştur.
Hastanın doktora sunduğu anamnezi (tıbbi öyküsü), kişisel sağlık verilerinin günlük hayatta en çok ve ilk olarak talep edildiği durumdur. Doktor, hastadan anamnez talep ederken hastaya sadece gerekli olan tedavi ile ilgili sorular sormalı veya kişinin aile ve özel hayatı ile ilgili soruları gerekli olmadıkça sormamalıdır.
Kişisel sağlık verilerinin elektronik ortamlarda tutulması, kişisel verilerin korunmasına yönelik önemli sorunlardan biridir. Sağlık sistemimizde 2009’da kullanılmaya başlanan Sağlık Net isimli ulusal sağlık bilgi sistemi sayesinde tüm özel/kamu hastanelerindeki bilgiler bir merkezde toplanmaktadır. Bu sistem elbette doktor ve diğer sağlık çalışanlarına yarar sağlamakla birlikte, kişilere ait gerekli olmayan birçok veriyi de içerisinde barındırmaktadır. Örneğin kişinin HIV taşıyıcılığı, obezite durumu veya kullandığı psikolojik ilaç kaydı gibi birçok kişisel sağlık verisi, hasta her doktora başvurduğunda ilgili veya ilgili olmayan durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda kişisel sağlık verisinin ihlali söz konusu olabilmektedir.
Kişisel sağlık verileri, aynı zamanda, mahremiyet hakkı ile de yakından ilgilidir. Doktrinde mahremiyet, kişilerin özel hayatı kapsamında olan bilgilerin öğrenilmesini istememesi ve bu bilgilerin herkesten korunmasıdır. Sağlık hukukunda mahremiyet, “hastanın kişisellik ve gizlilik düşüncesine saygının gelişmesine” ve “tıbbın temel bir amacı olan hastanın sağlık bakımının geliştirilmesine” yönelik iki amaca hizmet etmektedir.
Hastaların mahremiyet unsuru, verilerin gizliliği yanında beden mahremiyetini de içine alan ve sosyolojik, psikolojik, bilişsel ve fiziksel yönleri olan bir haktır. Mahremiyet, hastanın tanı konulmasından başlayarak tüm tedavi süreci ve sonrası için geçerli olacak şekilde sağlanmalıdır.
Mahremiyet hakkının daha kolay ifade edilebilmesi için mahremiyet çeşitleri 5 başlıkta ifade edilmektedir.
–
1. Beden Mahremiyeti
Hasta mahremiyetinin en temel yaklaşımı şeklinde olan beden mahremiyetinin göz önüne alınması gereken somut örnekleri, hastanın muayene sebebiyle hekime başvurduğunda yapılan muayene işleminin uygun yerlerde yapılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda hastaya yapılan tıbbi müdahale dahilinde, müdahale ile doğrudan ilgisi olan kişilerin orada bulunması gerektiği mevzuatımızda da yer almaktadır. Yine bu bağlamda, üniversite hastanelerinde öğrencilerin yapılan müdahalelerde yer almasının izni dahi hastadan alınmalıdır. Aynı şekilde yoğun bakım servislerinde de beden mahremiyetine ve dolayısıyla hasta mahremiyetine azami önem verilmelidir.
–
2. Kişisel Bilgi Mahremiyeti
Sağlık sektöründe bilinen her bir bilginin işlevsel anlamda öneminin yanında hukuksal anlamda da eskiye göre daha fazla sorumlulukları söz konusudur. Bilgilerin gizli tutulması, hasta mahremiyetini sağlama ve kişilik haklarını korumanın haricinde ayrıca hastanın özerkliğine saygının da bir göstergesidir. Kişisel bilgi mahremiyetinin sağlık hukuku yönünden izlenimi, hastalığın tanısı ve tedavi sürecinde elde edilen bilgilerin mahremiyetidir.
Kişisel bilgilerin mahremiyeti kapsamında; hastanın hastalığının türü, hikâyesi, teşhis, tedavi bilgileri, psikolojik etmenler, bedeni özellikler, dosyası, röntgen filmi, muayene sonuçları, hastaneye geldiği andan itibaren adresi, kişisel, ailevi ve ekonomik bütün bilgiler önem arz eden kişisel sağlık verileri olarak ifade edilebilir.
Aile hekimliğinde sırayı ifade eden monitörde hastanın adı-soyadı hatta kimlik numarası gözükecek şekilde yazılı olması, hastanelerde ameliyattaki hastaların isimleri hastanenin halka açık yerlerinden bildirilmesi, yine başka bir örnek doktorların vizite yaptıkları evrakların hasta odalarında, herkesin kolaylıkla ulaşabileceği yerlerde bırakılması gibi durumlar kişisel bilgi mahremiyetinin ihlaline örnek olarak verilebilir. Bazı durumlar olağan hayat koşullarında pratik odaklı olmaktan kaynaklansa da hastanın kişisel sağlık verilerine kolayca ulaşılmasına sebebiyet vermektedir.
–
3. Düşünsel Mahremiyet
Bireyin kendisine sözlü veya psikolojik müdahale olmadan, istek ve düşüncelerini kendi kendine yaşayabileceği ve talebi halinde bunların kaydedileceği sahaya düşünsel mahremiyet denir. Düşünsel mahremiyetin sağlık hukukundaki en önemli yansıması ise psikiyatrik tedavilerdir. Bu tedaviler sırasında kişinin söylediklerinin doktor ile arasında kaldığını ve kimselerle paylaşılmayacağını bilmesi, tedavi açısından da önemli bir unsurdur.
–
4. Tıbbi Araştırma ve Girişim Mahremiyeti
Tıbbi girişim, hastaneye başvurulduğunda yapılan en basit teşhisten en kapsamlı müdahaleyi içeren ve tıp mesleğini icra edenler tarafından uygulanan tedaviler şeklindedir.
Aynı şekilde Hasta Hakları Yönetmeliği m. 23/4’te yer alan “Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz.” hükmüyle tıbbi araştırma mahremiyeti düzenlenmiştir.
Ülkemizde yasal olarak izin verilen bir yapay döllenme işlemi olan homolog döllenme, kadının yumurtası ve erkeğin spermi birleştirilerek bebek sahibi olmayı amaçlayan yardımcı bir üreme tekniğidir. Bu süreçte ortaya çıkan veriler hassas veri niteliğinde olduğundan, süreç boyunca hastanın kişisel sağlık verilerinin korunması da tıbbi girişim mahremiyetinin konusudur. Anne adayından alınan yumurta ve baba adayından alınan sperm hücreleri bir hassas kişisel veriler niteliğinde değerlendirilmektedir.
–
5. Tıbbi Kayıtlarda Mahremiyet
Hastaları tedavi amacıyla geçmiş tıbbi işlemlerine ilişkin verilerin kullanılması ve hastaya daha iyi hizmet verebilmek amacıyla hasta takip sisteminin kullanılması geçmişten günümüze artmaktadır. Bu arşivleme yöntemi hızlı ve etkili çözümler sunmakla beraber aynı zamanda kişisel verilerin gizliliği ve mahremiyetin sağlanması şeklinde sonuçlar da meydana getirmektedir.
Tıbbi kayıt tutma yükümlülüğü, doktorların muhtemel işbirliği sonucu olarak, her doktorun kendinden önceki doktor tarafından, hastanın tedavisi ile ilgili yaptığı işlemleri bilmesiyle alakalı “doğal bir tedavi yükümlülüğü” dür.
Tıbbi kayıt tutma yükümlülüğünün önemli hususlarından bir tanesi de tutulan kayıtların gizliliği ve hastanın mahremiyeti konusudur. Tutulan tıbbi kayıtlardaki bilgiler, kişisel sağlık verileri kapsamında hassas nitelikli veriler olduğu için hastanın kişisel verilerinin korunması ve mahremiyeti açısından önem teşkil ettiğinden tıbbi kayıt tutma yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmektedir.
Son yıllarda yapılan araştırmalarda hastanın kuruma gelmesinden teşhis, tedavi ve reçetesine yazılan ilacı alma sürecine kadarki aşamalar da dahil, bu evrelere katılan kişilerin farklı ve fazla olması, hastanın gizliliğinin sağlanmasını zorlaştırdığı belirtilmektedir. Hastanın mahremiyetini etkileyecek olan gizlilik bu durumda esnetilmektedir.
Tıbbi kayıtlarda mahremiyet hakkı için önemli bir diğer husus da tıbbi kayıtların doğrudan ilgili olmayan sağlık personelinin de bu kayıtlara erişebilmesi sorunudur. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesinde tıbbi kayıtların yalnızca hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olan kimseler tarafından görülebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm, doktorlar ve sağlık personelini de kapsamaktadır. Doktor, hastası ile ilgili başka bir doktordan görüş alırken hastasının kişisel bilgilerini gölgelemeli ve sadece ilgili olan kısmı hekim arkadaşı ile paylaşmalıdır.
Özellikle gelişen dünya teknolojisiyle hayatımıza giren WhatsApp aracılığı ile hekimlerin birbirine tahlil, rapor, röntgen filmi göndermesi gibi durumlar, hasta yararınaymış gibi gözükse de aynı zamanda hassas kişisel verilerin tabiri caizse havada uçuşmasına neden olmaktadır. Verilerin bu kadar kolay elde edilmesi hassas kişisel verilere üçüncü kişilerin çok rahat ulaşmasına meydan vermektedir.
–
Sonuç
Sosyal yaşamın gelişmesiyle beraber kişisel verilerin daha fazla alanda kullanılması, aynı zamanda bu verilerin korunmasıyla ilgili sorunları da beraberinde getirmekte ve birçok alanı etkilemektedir.
Sağlık hukuku ve özellikle sağlık sektörü, niteliği itibarıyla hassas kişisel verilerin çok kullanıldığı ve bu nedenle verilerin toplanırken, kullanılırken ve saklanırken belirli denetimlere tabi olmasını gerektirmektedir. Çünkü kişisel veriler, özellikle hassas kişisel veriler, yukarıda bahsettiğimiz üzere mahremiyet hakkı ve pek tabii özel hayatın gizliliği ile yakından alakalıdır.
Son olarak unutulmamalıdır ki; kişisel verilerin korunmasında öncelikli ve önemli olan husus ihlalin gerçekleşmemesidir. İhlalden sonraki korumalar esas değil ikincil hususlardır.
–
Kaynakça
- Kandilli, Elif. “Sağlık Hukukunda Etik Açısından Kişisel Veriler ve Mahremiyet Hakkı”. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2019.
- İzgi, Cumhur. “Etik Açısından Yaşlı Mahremiyeti: Huzurevi Örneğinde Hizmet Alanlar ve Verenler Açısından Değerlendirme”. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2009.
- Değirmen, Nuriye. “Jinekoloji ve Obstetride Beden Mahremiyeti: Kütahya Örneği”. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Eskişehir, 2014.
- Özçeker, Deniz. “Konsültasyonda Akıllı Telefonlar ve WhatsApp: Yeni Bir Gündem Meselesi Olarak Hasta Mahremiyetinin İhlali”. İstanbul Tıp Fakültesi Dergisi 20/2 (2017): 90.
0 Yorum