HAKARET SUÇU

Türk Ceza Kanunu m.125’de tanımlanan hakaret suçu, “Kişilere Karşı Suçlar” ana başlığı altında yer alan “Şerefe Karşı Suçlar” kapsamında düzenlenmiştir.5 min


23
29 Paylaşım, 23 Beğeni
Prof. Dr. Ersan Şen
Stj. Av. Buğra Şahin

Hakaret Suçu

Türk Ceza Kanunu m.125’de tanımlanan hakaret suçu, “Kişilere Karşı Suçlar” ana başlığı altında yer alan “Şerefe Karşı Suçlar” kapsamında düzenlenmiştir.

“Hakaret” başlıklı TCK m.125’e göre; “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

4) Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, üçte biri oranında artırılır.

(5) Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır”. 

Bu suçla korunan hukuki yararkişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içinde sahip olduğu itibarı, diğer fertler nezdinde saygınlığının korunmasıdır. Şeref kavramından ne anlaşılması gerektiği, korunan hukuki değerin ne olduğunu anlamak bakımından önemlidir. 1 Bu kavram; öğretide iç ve dış şeref olarak ayrılmakta, iç şeref, bireyin kendi nitelikleri, özellikleri ve meziyetleri hakkında yapmış olduğu değerlendirme ve düşüncesi, dış şeref ise başkalarının o kişi hakkındaki düşünceleri, değerlendirmeleri ve bireyin toplumda sağladığı itibardır . 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda iki kavramı da kapsayan karma görüş benimsenmiştir.

“Hakaret” kelimesi; Türk Dil Kurumu tarafından onur kırma, onura dokunma, küçültücü söz veya davranış olarak tanımlanmıştır. Madde incelendiğinde, suçun gerçekleşmesi için iki seçimlik hareket öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu seçimlik hareketlerden birisi; somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi, diğeri ise soyut yakıştırmalarda bulunmak, sövmek suretiyle kişinin manevi şahsiyetine saldırılmasıdır. İki seçimlik hareketin, ceza yaptırımı bakımından farkı bulunmamaktadır. Ancak suçun somut olgu veya fiil isnadı suretiyle işlenmesi durumunda; isnadın ispatı (TCK m.127), iddia ve savunma dokunulmazlığı (TCK m.128) hukuka uygunluk nedenlerinden yararlanma olasılığı varken, suçun sövmek suretiyle işlendiği durumda bu müesseseler gözetilmez.

Hakaret suçunun somut olgu veya fiil isnadı biçiminde gerçekleşmesi halinde; yer, zaman ve konu olarak belirli, geçmişte veya şimdi meydana gelen, aksi ispatlanabilir bir olay isnadı bulunması gerekir. Suça konu ifade; kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek kudrette olmalıdır. İsnadın suç oluşturup oluşturmayacağı konusunda; isnat konusu kişinin, toplumdaki konumu, medeni durumu, sosyal yaşantısı gibi kişiye özel hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.

Diğer seçimlik hareket sövmek suretiyle onur, şeref ve haysiyete saldırıdır. Sövmek fiilinin tanımı; somut bir fiil isnadı ihtiva etmeyen, herhangi bir olayla ilişkilendirilemeyen, şeref ve haysiyeti rencide eden, aşağılayan, hor gören her türlü yakıştırma olarak yapılabilir. Sövme yoluyla hakaret suçunu oluşturduğu konusunda tereddüde düşülen sözcüklerin; bu suçu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesinde, bölgesel özellikler, fiilin icra edildiği bölgede o kelimelere verilen anlam, örf ve adet, fiilin işlenmesi sırasında hal ve şartlar gibi hususların dikkate alınması gerekir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 29.11.2016 tarihli, 2015/2550 E. ve 2016/18260 K. sayılı kararına göre; “hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir”. 

Yargıtay 2.Ceza Dairesi 18.06.2013 tarihli, 2011/ 29991 E. ve 2013/16457 K. sayılı kararında, “yalancı köpek, şerefsiz biçimindeki sözler” hakaret olarak kabul edilmiştir.

Yine Yargıtay 23. Ceza Dairesi 12.05.2016 tarihli, 2015/15670 E. ve 2016/6288 K. sayılı kararında; asker olan sanığın karıştığı maddi hasarlı bir trafik kazasına müdahale eden polis memurlarına ‘…ben askerim, ben komandoyum, (…) ibneler, piçler’ şeklinde sarf edilen sözleri hakaret olarak değerlendirmiştir. Yeri gelmişken belirtmek isteriz ki; “Allah belanı versin” ifadesi, gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve gerekse Yargıtay ceza dairelerince hakaret değil, beddua olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 01.04.2019 tarihli, 2017/5584 E. ve 2019/4626 sayılı kararına göre; “Olay günü sanığın, müştekilere hakaret ettiğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gibi sanığın müştekiye söylediğini kabul ettiği ‘Allah belanızı versin, benim çoluğumun çocuğumun ekmeğini yediniz sizin de çoluğunuzdan çıksın’ şeklindeki beddua nitelikli sözlerin, muhatapların (…) şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi” Kanuna aykırıdır. Yine 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 31.01.2017 tarihli, 2014/4-785 E. ve 2017/34 K. sayılı kararına göre; “(…) Uyuşmazlık; hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. … tarafından yapılan infaz koruma memurluğu mülakat sınavına katılan oğlunun mülakatı geçememesi üzerine sanığın, Adalet Bakanlığı’na hitaben yazdığı dilekçedeki ‘… mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün, … adalet bu ise adalet olmaz olsun, adaleti böyle kullananın Allah belasını versin, haksızlık yapanları kahretsin, ömür boyu sürüm sürüm sürünsün, mazlumların haklarını ondan alsın, … çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başına ve çocuklarına gelsin, …’ şeklindeki ifadeleri, beddua niteliğinde, nezaket dışı, kaba 3 ve rahatsız edici sözler ise de, komisyon üyelerinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması sebebiyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir”.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 12.04.2010 tarihli, 2008/10995 E. ve 2010/4198 K. sayılı kararında ise, Sanığın, mahkeme hakimine hitaben ‘Allah belanı versin, adalet mülkün temeli değildir’ şeklinde söz söylemekten ibaret eyleminin bir bütün halinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.

Ancak belirtmeliyiz ki; yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 12.04.2010 tarihli kararı, konu hakkında yerleşik içtihat dikkate alındığında istisnai bir özellik taşımaktadır. Yargıtay; “Allah belanı versin” gibi beddua içeren sözleri hakaret değil, kaba söz, tanrısal ceza dileme anlamı taşıdığını kabul etmektedir. Kullanılan ifadenin hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağı, her bir somut olayda durum, yer ve zaman, mağdurun kişiliği, toplumdaki saygınlığı gibi kriterlere göre değerlendirildiği ileri sürülebilir. Nitekim Yargıtay’ın “kaba söz” ve “hakaret” ayırımına bakıldığında; yukarıda bahsedilen unsurların bir bütün olarak, suça konu eylemin, somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak, mağduru rencide edebilecek boyutta olup olmadığı, toplum değerleri, örf-adet ve yerleşik kabullere göre ele alındığı görülmektedir.

İsnadın mağdura yöneltilmiş olması gerekmektedir. TCK m.126’ya göre; Mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem isim belirtilmiş, hem de hakaret açıklanmış sayılır”. Fail; hakaret ettiği kişiyi doğrudan belirtmese dahi, suçun mağduru tereddüde yer vermeyecek şekilde tespit edildiği takdirde suç oluşmuş sayılacaktır. Bu hüküm uyarınca; suçun oluşması için mağdura yönelik belirleme ve sınırlama yeterlidir, ayrıca failin, mağduru veya mağdurları tanımasına gerek yoktur. Suçun bir topluluğa karşı işlenerek gündeme geldiği halde ise; mağdurun kim olduğu, suçun gerçekleşip gerçekleşmediği konularında belirsizlik olabilir.

Yazının tamamı için

https://drive.google.com/open?id=16WhmFuPNDGGGMUG1IOtCY7y9p-Hdsy_z


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

23
29 Paylaşım, 23 Beğeni

Sizin Tepkiniz Nedir?

lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
fail fail
0
fail
love love
1
love

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri