Çocuğun Saygı Hakkı Üzerine

Hakları zaman zaman yok sayılan çocuklara, çocukluğa ve çocuğun saygı hakkı üzerine bir inceleme. 5 min


44

Janusz Korczak, Çocuğun Saygı Hakkı adlı makalesinde çocuğa, onu özne olarak kabul eden farklı bir perspektiften yaklaşmıştır. Çocuğa yönelik önceki ve güncel bakış açılarını vermiştir. Çocuğun düşünme hakkı üzerine örnekleme yapmıştır. Çocuğun okulu ve ebeveynleri arasında yaşadığı otorite çatışmasına değinmiştir. Çocukluk ve yetişkinlik sürecini alışılagelenin dışında ele almıştır. Nitekim alışılagelen tanımlarca çocukluk sadece yetişkinlikten önce geçirilmesi gereken bir süreç iken Korczak çocukluğu bir var olma süreci olarak tanımlamıştır. Kanaatimce yazar bu çalışmasında kendi yaşanmışlıklarından, yaşadığı dönemdeki çocukların toplumsal konumlarından yola çıkmış ve daha sonra çocukları salt toplumun bir parçası olarak değil onları bireysel düzlemde ele almıştır. Ben de bu yazımda “Çocukluk ve Çocuk Hakları”na dair düşünsel -dünyamda var olan fikirlerle yazarın düşüncelerini derleyerek ve kıyaslayacağım.

Yazarı ve makaleyi diğer benzerlerinden ayıran nokta kanaatimce yazarın makalesinde yapmış olduğu çocukluk tanımlamasıdır. Çocukluk süreci yazar tarafından şu şekilde tanımlanmıştır: “Çocukluk, uzun ve önemli yıllardan oluşan bir var olmanın, insan olmanın karşılığıdır.”

Genel yaklaşımda çocukluk, bebeklikten yetişkinliğe geçiş süreci olarak tanımlanırken Korczak bu tanımlamadan uzaklaşmış ve çocukluğu kendine özgü bir şekilde tanımlamıştır. Ben de Korczak’ın tanımlamasına katılmaktayım. Zira diğer yaklaşımda çocukluk süreci sadece yetişkinlik yolunda bir adım olarak algılanmakta ve çocukluk sürecinin içi boşaltılmaktadır. Bu yaklaşıma göre çocukluk süreci bir an önce yaşanılıp geçilmesi gereken bir süreçtir. Fakat elbette bu görüşe katılmak mümkün değildir. Bana göre çocukluk başlı başına özel ve çok önemli bir süreçtir.

Çocukluk yetişkinlik yolunda bir adım değil; çocuğun var olma, kendi olma, kendi çocukluğunu/hayatını yaşama sürecidir. Çocukluk sürecini kıymetli yapan bu yolun yetişkinliğe varması değil bizzat çocuğun kendisidir. Çocuk sadece var olduğu için değerlidir. Duyulması gereken saygı bizzat çocuğa yönelik olmalıdır. Mensubu olduğu aileye yahut topluma duyulan saygı kadar ailesi ve toplumu ‘sayesinde’ ona duyulan saygı da çocuğa ait değildir. Saygı çocuğa sadece kendi şahsı sebebiyle duyulmalı, ona özel olmalıdır. Bu saygı çocuğun var olma hakkına, eğitim hakkına, düşünme hakkına, yanlış yapma hakkına, bilgisizlik hakkına, çocukça yaşama hakkına, beden dokunulmazlığı hakkına yönelik olmalıdır. Elbette çocukların saygı duyulması gereken daha birçok hakka sahip olduklarını da unutmamak gerekmektedir. Yazar, çocukların eğitim sürecinde cezalandırıcı sistemden uzaklaşarak onlara zaten sahip oldukları “Düşünme Hakkı”nı tanıyarak pedagojik bir tutumla yaklaşmış ve bunda da başarılı olmuştur. Makalede geçen yetimhanede birbirlerine vuran çocuklara olan tutumu bu duruma örnek verilebilir.

Çocuk Haklarını yetişkinlerin onlara sunduğu bir ikram yahut lütuf olarak görmeyen, bu hakların bilhassa onlar için var olduğunu kabul eden yazara göre kanun koyucunun esas alması gereken ve özne yerine koyması gereken de toplum yahut ebeveyn değil bizzat çocuklardır. Okul ve ebeveyn otoriteleri arasında sıkışıp kalan çocuğun geçirdiği o korkunç bunalıma ise değinmeden geçmem mümkün değildir. Okulda öğrendiği bilgiler evde ebeveynlerinin geleneği, yaşam felsefesi yahut dinine göre öğrenmiş olduğu bilgilerle çatışan çocuk, hayatına hangi bilgi doğrultusunda devam edeceğine dair bir kafa karışıklığı yaşamaktadır. Hayatına yön veren otoritelerin çatışması çocuğun var olma/kendi olma sürecinde büyük bir etki oluşturmakta ve bu durum belki de onu bir kimlik bunalımına sürüklemektedir.

Yazarın “…yaşların hiyerarşileri yoktur; acıların, sevinçlerin, umutların ve hayal kırıklıklarının olmadığı gibi.” cümlesi beni derinden etkiledi. Ne zaman bir çocuğun çikolatası olmadığı için üzülmesi “önemli” sorunlar arasında sayılmıştır. Hiç. Çünkü her zaman yetişkinlerin sorunları önemli kabul edilmiştir. Onların hakları ya da işleri önemli kabul edilmiştir. Buna karşılık bir çocuğun çikolata isteği bu kadar önemli kabul edilmemiştir. Bakıldığında yaş ile orantılı olan bu istekler neden bir hiyerarşik sıralamaya girmiştir? Beş yaşındaki bir çocuktan çikolata hayal etmesi yerine akademik hayatı için endişelenmesi beklenebilir mi? Bana göre bu hiç adil bir beklenti olmaz. Çünkü yazarın da belirttiği gibi umutların, acıların ve hayal kırıklıklarının hiyerarşileri yoktur. Eğer olsaydı yetişkinlik döneminde yaşadığımız onca sevinç ve acının yanında çocukluk sevinç ve acılarımız hiç hatırımıza gelmezdi. Çocuk çocukluk sürecinin getirdiği sevinçleri ve acıları yaşar iken yetişkin ise kendi sürecinin getirdiği sevinç ve acıları yaşamaktadır ve yaşamalıdır da.. Ve her iki sürecin de sevinç ve acıları birbirine denk kabul edilmelidir.  Zira fikrimce her dönemin kendine has sevinçleri, acıları, hayal kırıklıkları vardır ve bunlar en güzel şekilde yaşanmalıdır. İşte bundan dolayı bir çocuğun sevinci, acısı ve hayal kırıklığı bir başkasının özellikle yetişkinlerin sevinçleri, acıları ve hayal kırıklıkları ile kıyaslanmamalı ve bunlar arasında hiyerarşik bir sıralama yapılmamalıdır.

Ebeveynlerin ve toplumun çocuğa yaklaşımında önemli bir sorun teşkil eden çocuğa kendi olma imkânı tanımama durumuna da değinmek istiyorum. İşte burada ‘’Her zaman daha fazlasını istiyoruz’’ diyor Korczak. Ebeveynler ve toplum, çocuk tam anlamıyla onların istediği gibi olana dek onu asla rahat bırakmıyor. Çocuk her ne kadar ebeveynlerine veya topluma uygun(!) olursa olsun tek bir noktada -beklenenin dışında olan- kendi isteğini gerçekleştirirse işte o zaman o çocuk yalnızlığa, ötekileştirilmeye, eleştirilmeye maruz bırakılıyor. Bu durumda çocuk ya yalnız kalmamak için kendi isteğine aykırı olan uygun (!) davranışı benimsemeye ve mutsuz olmaya başlar ya da yalnız kalma pahasına kendi isteğini gerçekleştirmeye başlar. Peki, düşüncelerini özgürce açıklayamayan ve hayatını kendi isteği doğrultusunda yaşayamayan bu çocuk ebeveyne ve topluma küsmeyecek mi? Peki bu küsüş nasıl bir şekilde vücut bulacak? “Daha da beteri, bırakın isyanlarını, bunun dile getirilmesini dahi engelliyoruz.” diyor yazar. Kulaklar ve gönüller çocuklara o kadar kapatılmış ki çocukların hisleri ve söyledikleri yetişkinlerin dünyasında bir önem ifade etmiyor. Bu cümleyi okuduğumda aklıma hemen istismara uğrayan çocuklar geldi. Bu çocuklar durumu ailelerine anlattıklarında – özellikle fail yakın çevredense- sırf adları çıkmasın (!) diye çocuğu korumak yerine faili koruyorlar. Yaşadıkları travmanın yanında bir de o zorlu süreçte hissetmek istedikleri güven ve destekten yoksun kalan çocuklar acılarını yazarın tabiriyle ‘nostaljik olayı’ en derinlerine gömüyorlar ta ki bu acı ile yüzleşene değin. Peki, bu süreçte bu çocuğun çocukça yaşama hakkı onun elinden alınmış olmuyor mu? Peki, çocuğun gönlünde yara bandıyla kapanamayacak kocaman bir yara açılmış olmuyor mu? Bu acı soruların cevapları ise elbette çok daha acı.

Girişte ifade ettiğim gibi Çocuğun Saygı Hakkı üzerine kendi fikirlerim ile okuduğum makaleyi kaynaştırarak bir yazı hazırladım. Yazımda çocuğa ve haklarına ilişkin çocuğu özne alan bir yaklaşımı esas aldım.  Okuduğunuz için teşekkür ederim, yorumlarınızı bekliyor olacağım.

Kaynakça

  • Janusz Korczak, Çocuğun Saygı Hakkı.

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

44

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

  1. Merhaba Hocam, uzun zamandır bu kadar keyifli bir yazı okumamıştım. ”Çünkü yazarın da belirttiği gibi umutların, acıların ve hayal kırıklıklarının hiyerarşileri yoktur. Eğer olsaydı yetişkinlik döneminde yaşadığımız onca sevinç ve acının yanında çocukluk sevinç ve acılarımız hiç hatırımıza gelmezdi.” Bu cümleleri çok beğendim. Benliğimizin bilgi grafiği kümülatif bir şekilde ilerliyor, ve birçok şeyi büyüklerden öğreniyoruz. Bu benim aklıma Kan ve Gül Bir Kara Dejavu isimli kitaptan bir diyaloğu getirdi. “Neticede çocuklar bize bakarak büyüyorlar. Ama daha ziyade biz onlara bakmadığımız sırada bakıyorlar.” Minik dizlerindeki yaralar kabuk bağlarken, dünya üzerindeki her bir çocuğun üzerine daha çok eğilmeyi, üzüntülerini, acılarını, endişelerini anlamayı ve onlara yetişkinlikte bile kabuk bağlamayacak daha büyük yaraları bırakmamayı öğütleyen anlamlı bir yazı olmuş. Kaynakçadaki makaleyi okuma listeme ekleyip geniş bir zamanda incelemeyi düşünüyorum. Bu güzel yazı için kendi adıma teşekkür ederim. Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum.

    1. Merhaba Yaren. Öncelikle vaktini ayırıp yazımı okuduğun için sonrasında da güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Benlikleri çoğu zaman yok soyulan, yaraları dahi zaman zaman önemsenmeyen fakat bir birey olan/olmaya çalışan çocuklar üzerine, Çocuğun Saygı Hakkı üzerine yapmış olduğum çalışmayı beğenmene çok sevindim. İstersen makaleyi okuduktan sonra üzerine konuşabilir fikir alışverişi yapabiliriz. Yeni yazılarda buluşmak ümidiyle, tekrardan teşekkürler.