19 Şubat 2016’ da aramızdan ayrılan Harper Lee’nin yıllardır gündemde kalan romanı Bülbülü Öldürmek, 1930’lu yıllarda siyahiler ile beyazların ayrı kiliselerde ibadet ettiği, ayrı kamu tuvaletlerini kullandığı, ayrı hastanelerde muayene edildiği, siyahilerle konuşan beyazların toplumdan dışlandığı dönemi bir kız çocuğunun gözünden anlatır. 1960 yılında yayımlanan kitap, 1961 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazanır. 1962 yılında ise filme uyarlanır ve üç dalda Oscar Ödülü kazanır. 2008 yılında Amerikan Barolar Birliği tarafından yapılan “En İyi 25 Mahkeme Filmi “ anketinde birinci sırada yer alır. Peki, romanı bu denli gündemde kalmasının, pek çok hukukçu tarafından övgüye layık görülmesinin sebebi nedir?
Gelin beraber inceleyelim!

Eseri özel kılan babası da bir avukat olan Harper Lee’nin yaşamından kesitleri göz önüne sermesidir. Bir diğer tabirle arka planını yaşanmış olaylar bütününün oluşturmasıdır. Eserde eşitlik, adalet, ayrımcılık, toplumsal duyarsızlık gibi konular derinlemesine incelenir ve bu incelemeler vicdanlı bir avukat aynı zamanda iyi bir baba olan Atticus Finch tarafından yapılır. İki çocuk babası olan Atticus Finch, annelerini kaybetmiş çocuklarını tek başına yetiştirmeye çalışan, oldukça sevecen bir babadır. Fakat romanda olaylar ilerledikçe oğlu Jem’in okuldan kavga ederek dönmeye başladığını görürüz. Aynı zamanda kasaba halkının oldukça saygın bir avukat olan Atticus’a karşı davranışlarının değişmeye başladığına şahit oluruz. İki çocuğunda anlamlandıramadığı bu gelişmelerin nedenini olay örgüsü ilerlediğinde fark ederiz: Tom Robinson isimli sağ kolunu makineye kaptırarak kaybetmiş siyahi bir tarım işçisi beyaz bir kadına tecavüz ile suçlanmaktadır ve siyahinin avukatlığını Atticus üstlenmiştir. Atticus; okulda, sokakta dışlanan hatta şiddete maruz kalan çocukları Scout ve Jem’den şöyle bir soru duyar: “ Bir zenciyi neden savunuyorsun?”. Bunun üzerine şöyle bir cevap ile karşılaşırız: “Bunun birkaç nedeni var. Ama başlıcası şu: onu savunmasaydım kasabada başım dik gezemezdim… Scout bu adama yardım etmeye çalışmasaydım kiliseye gidip Tanrı’ya dua edemezdim… Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey, insanın vicdanıdır.” Atticus, kasaba halkının düşmanlığını kazanmayı hatta saygınlığını kaybetmeyi göze alarak suçsuz olduğunu bildiği Tom’u savunmayı göze alır ve adeta bir dürüstlük dersi verir.

Şimdi gelelim hem kitapta hem de filmde yer alan en çarpıcı sahneye: mahkeme sahnesi. Bütün kasaba halkı mahkeme salonuna toplanmıştır ve elektrikli sandalyeye gönderilmek istenen Tom Robinson’un duruşmasını soluklarını tutarak izlemektedir. Tecavüze uğradığını iddia eden beyaz kadın Mayelle Ewel’de duruşmadadır. Atticus’un elinde Tom Robinson’un tecavüzcü olmadığına dair kanıtlar mevcuttur. Tom, en iyi kullandığı kolunu kaybetmiştir ve Mayelle’nin anlattığı şekilde olayların gerçekleşmesi mümkün değildir. Babasından şiddet gören Mayelle her gün evine gitmek için evinin önünden geçen bu siyahi adamdan, Tom’dan, yardım ister ve Tom elinden geldiğince yardım etmeye çalışır. Mayelle zaman içerisinde kendisine yardım eden bu adama aşık olur fakat Tom tarafından reddedilir. İşte, Mayelle’da olaylarının üstünü kapatmak için bu yalanı uydurur. Atticus bu durumu jüriye şu şekilde izah eder: “O, sadece, toplumumuzun katı ve köklü kurallarından birini ihlal etti. Bu öylesine ciddi bir kuraldır ki, onu ihlal eden, birlikte yaşamaya uygun değil diye aramızdan kovulur. İşlediği suçun kanıtını yok etmek zorundaydı. Peki, ama suçunun kanıtı neydi? Tom Robinson, yani bir insan. Peki, o ne yapmıştı? Bir zenciyi ayartmıştı.”

Duruşmanın bitiminde Atticus’un şu cümleleri yankılanır mahkeme salonunda: “Bazı zenciler yalan söyler, bazı zenciler ahlaksızdır, kadınlarımızın yakın çevresindeki bazı erkeklere güvenmememiz gerekir-ister siyah olsun ister beyaz. Ama bu her türlü insan soyu için geçerlidir, belli bir insan soyu için değil.”
Kısacası bu eserin hukukçular ve edebiyatçılar tarafından sevilmesinin nedeni pek çok nedene bağlanabilir. Fakat en büyük nedeni dürüstlüğünden ve vicdanından vazgeçmeyen bir avukatın toplumun anlayışlarına ters davranarak saygınlığını kaybetmeyi, dışlanmayı göze alarak doğru bildiğinden sapmamasıdır. ‘Adalet nedir, eşitlik nedir, hangi koşullar altında sağlanır ya da sağlanmalıdır, en önemlisi adaletin toplumun nezdinde uygulanması ne kadar doğrudur?’ gibi soruları aklımıza getirmektedir. Bu arada ‘Atticus jüriyi ikna edebildi mi? Tom Robinson elektrikli sandalyeye gitmekten kurtuldu mu?’ sorularının cevabını da eseri okumak isteyen arkadaşlarımıza bırakıyoruz.
[zombify_post]
İstediğin kadar saksağanı vur varabilirsen ama unutma bülbülü öldürmek günahtır.