Kısa bir süre önce, doğayla olan ilişkimizi kişiselleştirmemize ve yeniden düzenlememize yardımcı olacak bir topluluk ortaya çıkmıştır. Bu topluluk doğanın sürekli değişen ve gelişen canlı bir varlık olduğunu göz önüne alarak birtakım doğal oluşumlara da yasalarla haklar tanımanın gerekliliğini gündeme getirmiştir. Daha sonra bu konu yayılmış ve Doğa Hakları Hareketi adını almıştır. Bu hareketin amacı batı hukukunda doğanın sadece mülkiyetten ibaret görülmesi durumunu ortadan kaldırmak ve doğayı korumak amacıyla yasalarla doğaya kişilik hakları verilmesini sağlamaktır. On yıldan az bir süre içerisinde Doğa Hakları Hareketi ABD’de küçük bir topluluğun kabul ettiği bir hareket olmaktan çıkmış ve doğa haklarının yasalarla koruma altına alınmasını sağlayan, ülke bazında bir harekete dönüşmüştür.

Doğa hakları ilk olarak 1972 tarihli “Ağaçlar ayakta duruyor mu?” makalesinde Christopher Stone tarafından ortaya atılmış ve Yargıç William O Douglas’ın “Sierra Club v Morton” davasında ağaçların kişi olarak tanınmasını ve kendi hakları için dava açma yeteneğini savunarak Sequoia milli parkındaki Walt Disney kayak merkezinin yapımını engelleyen yenilikçi kararıyla çoğunluk tarafından da kabul görmüştür. Stone, doğayı “kullanışlı, anlamsız nesneler koleksiyonu” olarak gören görüşü bırakmanın sadece gezegenin maddi sorunlarını çözmeye yardımcı olmayacağını, aynı zamanda doğa farkındalığını da teşvik edeceğini öne sürmüştür.

“Hayatımıza hiçbir değer katmayan tüm sistemler yanlıştır, bu kadar basit.” diyor Avustralya’daki doğa hakları yasasını desteklemek için 2012 yılında kurulan Australian Earth Laws İttifakınının kurucularından Dr. Michelle Maloney. Ona göre ittifakın Avustralya ‘da doğa hakları çalışmalarını desteklemesi, buradaki hukukçu topluluğu için dev bir adımdır.

Doğa Hakları Hareketi ile birlikte, 2008 yılında Ekvador, doğa haklarına anayasasında yer veren ilk ülke olmuştur. Yeni Zelanda da 2014 yılında Uruwera Ormanı ve 2017 yılında Taranaki Dağı’na kişilik hakkı vermiştir. Yine Hindistan da 2017 yılında Ganj ve Yamuna nehirlerine kişilik hakkı vermiştir.

2017 ‘de yürürlüğe giren, Avustralya ‘nın doğa hakları öğesi taşıyan ilk yasası Yarra Nehri Koruma Yasası’dır. Kanun, nehrin içsel ve insani değerlerini teyit ederek nehir ve toprakları yaşayan ve entegre sistemler olarak kabul etmiştir.
Yarra nehri ve topraklarını tek bir sistem olarak düşünmek, nehrin ekolojik sağlığı için kritik öneme sahiptir. 2004 yılında Yarra Nehir Muhafızları Derneği, nehrin hikayesini anlatmak ve sağlığını izlemek için kurulmuştur.
Birçok insan konunun sadece su ile ilgili olduğunu düşünmüştür ancak Doğa Hakları Hareketi su ile olduğu kadar balıklarla, dağlarla, kuşlarla da ilgilidir. Çünkü nehir yoksa; insan yoktur, hayat da yoktur!
[zombify_post]
0 Yorum